HIKAYE BOLUMU

Eglenelim birazda degilmi? Fikralar. Komik resimler. Karikaturler.. Hikayeler. Guzel Yazilar.

Moderatör: sansli

Forum kuralları
Konulari uygun basliklar altinda yayinlamaya ozen gosterelim. Ornek =Fikra ise fikrada Siirse siir bolumunde
Kullanıcı avatarı
ufoss
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 979
Kayıt: 16 Eki 2007, 12:55
Turkiye_Sehir: Trabzon/Tekirdag
Yabanci_Ulke: Hollanda-Breda
Konum: Hollanda
İletişim:

4 tane super hikaye

Mesaj gönderen ufoss » 17 Eki 2007, 08:10

elif--------------------

slm arkadaşlar..ben hikayeleri çok seviorum..madem sil baştan..bende yine paylaşmak istiorum hikayelerimi..


HAYAT ACELEYE GELMEZ
Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacıyla çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.

Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş.Yolda yürürken köşe başında birisi "Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe" diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: “Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim”. Bu işe
pek aklı ermemiş ama merak işte. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış.

Nasihat şöyleymiş: "KADERDE NE VARSA O ÇIKAR”. Ve yoluna devam etmiş...

İlerde yine köşe başında başka bir adam bağırıyormuş "bir nasihat bin akçe" diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihatı da satın almış.

İkinci nasihat da şöyleymiş: “GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR"

Son kalan bin akçesi ile yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir nasihati bin akçeye satıyormuş. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihatı satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihatı satın almış.

Son nasihat ise şöyleymiş: "HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ".

Parasız yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki: Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye".

Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. "Kaderde ne varsa o çıkar". Aşağı inmeye karar vermiş.

İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş. Demiş ki: "Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım. "Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve "söyle bakalım hangisi güzel?" demiş.

Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve "gönül kimi severse güzel odur" demiş.

Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine aşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler.

Adam yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış.

Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş : "Hiç bir iş aceleye gelmez".

Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: "Bey, sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun" demiş.

Hayat Aceleye Gelmez…

-----------------------------

VIETNAM`DAN DÖNEN ASKER
Vietnam'da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır;

Asker San Francisco'dan ailesini arar:

- Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.

- Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz diye cevapladılar.

Oğulları,

- Bilmeniz gereken bir ÅŸey var diye devam etti.

- Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.

- Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.

- Hayır, anne, baba onun bizimle yaşamasını istiyorum.

- Oğlum dedi babası, bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.

Oğlu o anda telefonu kapattı ve ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler. Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı !...
-----------------------------
HALÄ°L Ä°BRAHÄ°M BEREKETÄ°
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış...

Büyüğü Halil... Küçüğü ise İbrâhim...

Halil; evli, çocuklu. İbrahim ise bekârmış...

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...

Ne mahsul çıkarsa, ikiye pay ederlermiş... Bununla geçinip giderlermiş...

Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar... İş kalmış taşımaya...

Halil, bir teklif yapmış :
- İbrahim! Kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki abi demiÅŸ Ä°brahim...

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... O gidince, düşünmüş İbrahim:

- Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine. Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine...

Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim, önce sen doldur da taşı ambara demiş
- Peki abi..!

İbrahim, kendi payından bir çuval doldurup düşmüş yola...
O gidince, Halil'i düşünmüş: Demiş ki:

- Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.

Böyle düşünerek, Kendi payından atmış onunkine birkaç kürek...

Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atmış diğerine.
Bu, böyle sürüp gitmiş...

Ama birbirlerinden habersizlermiÅŸ.
Nihayet akşam olmuş. Karanlık basmış.
Görmüşler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile...

Hak Teala bu hali çok beğenmiş.
Buğdaylarına bir bereket vermiş, bir bereket vermiş ki...

Günlerce taşımış iki kardeş, bitirememişler.
Şaşmışlar bu işe...
Aksine çoğalmış buğdayları.
Dolmuş taşmış ambarları.

Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir...
------------------------------

SULTAN MURAD
Sultan Murad Han o gün bir 'hoş'tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vaz geçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah...
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Anlaşılan o ki, Padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar:

- Kimdir bu?
- Aman hocam hiç bulaşma, derler.
- Ayyaşın sarhoşun biri işte!
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz...

Bir başkası tafsilâta girer:

- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplarçarsısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine..

Hele yaşlının biri çok öfkelidir:

- İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..

Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada! Tam Vezir de toparlanıyordur ki, Padişah keser yolunu:

- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan bir kaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Åžurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...

Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkânınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, Vezir'in de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara Vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
- Nasıl yani?
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?
- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir, cüzüne, tesbihine döner. Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

Kadın eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...

- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı.
Sonra getirip dökerdi helâya!

- Niye?
- Gençler içmesin diye...
- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara...
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- İşte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; "Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada..."
- Doğru, öyle ya?
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra; "Allah büyüktür hatun, dedi. Hem Padişah'ın işi ne?"
Uygun fiyatlarda UFOSS garantisi ile website yapilir !!!
http://www.websayfa.nl

AySeNiL
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 42
Kayıt: 21 Eki 2007, 14:38

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen AySeNiL » 24 Eki 2007, 21:57

Cok uzunn hikaye gerisinide yarin okurum ay gozum acidi.
Resim

Lanet olsun, kopamadım,ayrılıp yapamadım,

elif
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 188
Kayıt: 16 Eki 2007, 15:23

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen elif » 25 Eki 2007, 18:36

aman ne komik...
16-07-2007 sınavı geçtim
04-09-2007 belediyeye nikah başvurusu yaptık
01-11-2007 belediyeden onaylanma mektubu geldi
08-11-2007 mvv isteği yollandı
14-11-2007 ind ye başvurumuz ulaştı
19-11-2007 işleme alındı
20-12-2007 vizem çıktı:):)

fyesil
Bolum Yoneticisi
Bolum Yoneticisi
Mesajlar: 550
Kayıt: 16 Eki 2007, 14:25
Turkiye_Sehir: konya
Yabanci_Ulke: hollanda
Konum: konya/rotterdam

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen fyesil » 25 Eki 2007, 18:39

elif hikayeler gercekten anlamlı zaten komik adı altında yapılmamıs anlayan anlar moralini bozma böyle muhalefetler gelecek moral bozma yok
En bahtiyar odur ki,dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyaviye için bozmasın, faydasız şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhâne sahibinin emirlerine göre hareket etsin

elif
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 188
Kayıt: 16 Eki 2007, 15:23

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen elif » 25 Eki 2007, 18:48

çok tşk ederim fyeşil arkadaşım..ben zaten moralimi bozmuorum...onu emeğe saygısı olmayan anlayışsızlar düşünsün...
16-07-2007 sınavı geçtim
04-09-2007 belediyeye nikah başvurusu yaptık
01-11-2007 belediyeden onaylanma mektubu geldi
08-11-2007 mvv isteği yollandı
14-11-2007 ind ye başvurumuz ulaştı
19-11-2007 işleme alındı
20-12-2007 vizem çıktı:):)

elif
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 188
Kayıt: 16 Eki 2007, 15:23

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen elif » 25 Eki 2007, 18:50

hatta buna en ii cevap yeni hikayeler olcaktır..ben şimdi yine yaziim..
16-07-2007 sınavı geçtim
04-09-2007 belediyeye nikah başvurusu yaptık
01-11-2007 belediyeden onaylanma mektubu geldi
08-11-2007 mvv isteği yollandı
14-11-2007 ind ye başvurumuz ulaştı
19-11-2007 işleme alındı
20-12-2007 vizem çıktı:):)

elif
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 188
Kayıt: 16 Eki 2007, 15:23

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen elif » 25 Eki 2007, 18:53

KÜÇÜK BİR HİKAYE
Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay şöyledir: Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce.

Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Peki nasıl olmuş da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmış ? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalı.

Böylece adam çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar. Sonra nereden çıktığını farkedemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle... Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmektedir...

KALBİNİZDEKI SEVGİYİ ASLA ÖLDÜRMEYİN, SİZİ SEVENLERİ ASLA TERKETMEYİN !
16-07-2007 sınavı geçtim
04-09-2007 belediyeye nikah başvurusu yaptık
01-11-2007 belediyeden onaylanma mektubu geldi
08-11-2007 mvv isteği yollandı
14-11-2007 ind ye başvurumuz ulaştı
19-11-2007 işleme alındı
20-12-2007 vizem çıktı:):)

elif
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 188
Kayıt: 16 Eki 2007, 15:23

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen elif » 25 Eki 2007, 18:55

ÇİÇEK VE SU
Günün birinde bir çiçekle su karsılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri arkadaşlık olarak devam eder ilişkileri.

Tabii ki her zaman lazımdır arkadaşlık birbirini tanımak için.

Gel zaman git zaman, çiçek o kadar mutlu olur ki suyun yanında, içi içine sığmaz olur artık ve anlar ki suya asık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek etrafa kokular saçmaya başlar. "Sırf senin hatırın için ey su" diye. Öyle bir zaman gelir ki artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye baslar. Fark eder ki "Çiçeğe aşık oldum" Ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek "Acaba su beni sevmiyor mu?" diye düşünmeye baslar. Çünkü su pek ilgilenmemektedir çiçekle... Halbuki çiçek alışkın değildir böyle bir sevgiye. Ve dayanamaz bir gün, çiçek suya "Seni seviyorum" der. Su "Ben de seni seviyorum" diye cevaplar.

Aradan zaman geçer ve çiçek yine suya "Seni seviyorum" der. Su "Ben de" der. Çiçek sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz olur artık etrafa. Ve son kez suya "Seni seviyorum" der. Su da "Sana söyledim ya, ben de seni seviyorum" der. Ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek, su da başında bekler öylece, çiçeğe yardımcı olmak için. Ama bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki: "Seni ben gerçekten seviyorum" Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır.

Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Muayeneden sonra şöyle der doktor:

"Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey gelmez." Su merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora "Hastalığı nedir?" doktor der. Doktor şöyle bir bakar suya ve der ki "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum, bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.

Ve anlar ki su artık, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
16-07-2007 sınavı geçtim
04-09-2007 belediyeye nikah başvurusu yaptık
01-11-2007 belediyeden onaylanma mektubu geldi
08-11-2007 mvv isteği yollandı
14-11-2007 ind ye başvurumuz ulaştı
19-11-2007 işleme alındı
20-12-2007 vizem çıktı:):)

fyesil
Bolum Yoneticisi
Bolum Yoneticisi
Mesajlar: 550
Kayıt: 16 Eki 2007, 14:25
Turkiye_Sehir: konya
Yabanci_Ulke: hollanda
Konum: konya/rotterdam

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen fyesil » 25 Eki 2007, 18:55

tsk elif anlayanlar anladı bu hikayeleri gerisi de anlamayanlar biraz düşünce sahibi olsunlar ayrıca emege herzaman saygı lazım birseyle vermeye calısan insanlara destek olalım
kolay gele arkadasım
En bahtiyar odur ki,dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyaviye için bozmasın, faydasız şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhâne sahibinin emirlerine göre hareket etsin

elif
Mezun-NL
Mezun-NL
Mesajlar: 188
Kayıt: 16 Eki 2007, 15:23

Re: 4 tane super hikaye

Mesaj gönderen elif » 25 Eki 2007, 18:56

HER ZAMAN BÄ°R YOL VARDIR
Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi.

Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu.

Bir akşam oturup, ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar.

Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi. "Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım. Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım."

Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılaştılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı...
16-07-2007 sınavı geçtim
04-09-2007 belediyeye nikah başvurusu yaptık
01-11-2007 belediyeden onaylanma mektubu geldi
08-11-2007 mvv isteği yollandı
14-11-2007 ind ye başvurumuz ulaştı
19-11-2007 işleme alındı
20-12-2007 vizem çıktı:):)

Cevapla

“Eglenelim, Gulelim ve Stres Atalim” sayfasına dön